Eninde sonunda buraya geri döneceğimi hep biliyordum ama kendimle yüzleşmekten korktum sanırım. Aslında uzun zamandır korkuyorum bu yüzleşme olayından; sadece kendimle de değil. Her şeyle. Herkesle.
Bu süreçte yüzleşmekten korktuğum bütün gerçeklerin acısını başka şeylerle dindirmeye çalıştım hep. İnkar ettim bazen. Kaçtım. Çoğu zaman saklandım. Görmezden geldim. Görmezden gelindim. Bir yol seçmeye çalıştım. Makul bir yol. Ama tamamen kendim olursam işlerin istediğim gibi gitmeyeceğini düşündüm hep ve ölesiye korktum bundan, başka biri olmayı denedim. "Umursamaz" oldum bazen. "Rahat" oldum. "Duygusuz" oldum. Bazı şeyleri çok fazla istediğimi sandım, elde edince istemediğimi fark ettim. Elde edemeyince daha fazla istedim. Ben istedikçe imkansız hale geldiler, hatta bizzat ben tarafından getirildiler; bu isteğin yoğunluğundan korktuğum ilk dakikada başkalarının yanında buldum kendimi. Tanımadığım biriyle yattım ve ondan nefret ettim. Tanımadığım biriyle yatmama sebep oldukları için "onlardan" nefret ettim. Birinden beni bu kadar iyi tanıdığı için, diğerinden de onu tanımama asla izin vermediği için. Suçu hep onlara yükledim ama bir şeylerin değişmesi için hiçbir zaman çaba göstermedim. Kaçtım. Onlardan kaçarken de hep başkalarını aldım hayatıma, istemsizce sürekli yeniye tutunmaya çalıştım. Hep "değişime katlanamamaktan" yakınan biri olarak; her şeyi unutmak için, her şeyi dindirmek için hep yeni insanları kullanmaya çalışmam -onların bundan zerre haberi yokken- ve sonra onların hayatımda "unutulması" ve "dindirilmesi" gereken şeyler haline gelmesi... Bu yukarıda bir Tanrı varsa eğer, -bunu umduğuma inanamasam da umarım vardır- bu da onun bana "hasiktir" çekişi sanırım.
Herkesin ve her şeyin üstünde, tutunduğum iki insan ve bir ev vardı. Bunu düşünmesi bile o kadar yıpratıcı ki. Daha beş dakika önce her şeyi kabullenebilirim sanıyordum ama yok.
"there is a house built out of stone
stoned floors, walls and red-lighted window sills
tables and chairs worn by all of the dust
this is was a place where i don't feel alone
this was a place where i felt at home"
Muhteşem günler geçirdim o evde. Çok mutluyduk demiyorum. Ama o zamanları o ev ve onlar olmasaydı nasıl atladırdım bilmiyorum. Hayatımda ilk defa bir yere ait hissettim kendimi. Aidiyet duygusunu hiç tatmamış olanlar için bu cümle hiçbir anlam ifade etmeyecektir büyük ihtimal. Aidiyet şey gibi, içinizde hissettiğiniz o boşluk hissinin yok olması gibi; o her şey doğru gibi gözükse de sizi emin olmaktan alıkoyan, yalnız hissettiren ama bir türlü ismini koyamadığınız o göğsünüzdeki ağırlıktan bahsediyorum, bir boşluk ne kadar ağır olabilirse o denli ağır. İşte o boşluğun bir ev tarafından, o evin içindeki iki insan sayesinde dolduğunu düşünün. Tıpkı sizin gibi hisseden, sizinle neredeyse aynı şeyleri yaşayan iki insan sayesinde.
Siz gün içinde ne yapıyor olursanız olun, o iki insana, o eve dönüyorsunuz. En mutlu hissettiğiniz anlarda da; bir pazar akşamı hiç hesapta yokken Beşiktaş'a gitmiş de olsanız, hiç gitmeyeceğinizi düşündüğünüz güzel manzaralı bir evden dönüyor da olsanız, nadiren yanınızda diğerleri için ileride neredeyse sizin kadar değerli olacak insanlarla birlikte de gelmiş olsanız ve gene nadiren okula gidip sinir seviyenizi korumuş da olsanız, çoğu zaman koruyamamış da olsanız, özellikle Beşiktaş'ta sayısız sinir krizi geçirip ağlamamak için o kapının eşiğine kadar kendinizi zor tutmuş da olsanız o iki insanın yanınızda olacağını biliyorsunuz.
Klişe ama her şey bitiyor. Son bir senede emin olduğum tek şey bu galiba.
Ama ben bir şeylere nasıl başlayacağımı bilemediğim gibi, onları nasıl bitireceğimi hiç bilmiyorum.
Bunu kabullendiğimi düşünürdüm. Ama emin olamıyorum artık. Bilmiyorum. Son bir yıldır hiçbir şey bilmiyor gibiyim. Sanki milyonlarca düşünce var kafamda.
Nerdeyim?
Nasılım?
Ne hissediyorum?
Ne yapmak istiyorum?
Ne yapmaya çalışıyorum?
Bütün soruların cevabını beynimin içinde bi' yerlerde hissedebiliyorum. Hepsi orada ama sanki benimle saklambaç oynuyorlarmış gibi. Ya da ben onlarla oynuyorum.
Kaçmaya çalışıyordum.
Kaçabileceğimi düşünüyor-dum.
Kaçamıyorum.